Hz. İsa (as)'ın Yeryüzüne Dönüş Zamanı-Sonuç: Hz. İsa (as)'ın Kutlu Dönemi


Hz. İsa (as)'ın Yeryüzüne Dönüş Zamanı

Kitabın buraya kadar olan bölümlerinde Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişinin alametlerini gördük. Tüm bu alametlerin birbiri ardısıra gerçekleştiğine, her birinin hadislerde ve Kitab-ı Mukaddes açıklamalarında bildirildiği şekilde meydana geldiğine şahit olduk. Bu alametlerin arka arkaya ve eksiksiz olarak gerçekleşmiş olmasının, içinde bulunduğumuz dönemin Allah'ın büyük bir müjdesinin gerçekleşeceği dönem olduğuna işaret ettiğine dair bir kanaate vardık. Ancak tüm bu alametler dışında Peygamberimiz (sav)'in ve büyük İslam alimlerinin ahir zaman ile ilgili kesin tarihler verdikleri açıklamalar da mevcuttur.
İlerleyen sayfalarda göreceğimiz gibi Hicri 1400'lü yıllar, Allah'ın izniyle Mehdi'nin gelişi, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne dönüşü, Deccal'in çıkması ve Hz. İsa'ya yenilmesi, tüm dünyada insanların dalgalar halinde İslam'a yönelmesi gibi büyük olayların gerçekleşeceği olağanüstü bir dönemdir.
Özellikle Mehdi'nin gelişiyle ilgili hadis-i şeriflerde ve alimlerin açıklamalarında bildirilen çeşitli tarih ve dönemler vardır.
Mehdi ve Hz. İsa aynı dönemde birarada olacaklarına göre bu tarihler aslında Hz. İsa'nın da yeryüzüne ikinci kez gelişinin zamanını bize bildirmektedir. Bu konuyla ilgili bilgileri ilerleyen sayfalarda maddeler halinde açıklayacağız.

1. Her Yüz Senede Bir Müceddid Gönderilir

Müceddid kelimesinin sözlük anlamı "dini canlandıran, yenileyen"dir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklamak üzere gönderilen bir zattan söz edilmiştir. Bu zat aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'in varisidir:
Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz sene başında şu ümmetin dinini bidatten ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)
Büyük İslam alimi İmam Rabbani'nin bu konudaki açıklaması şöyledir:
Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir müceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. (Mektubat-ı Rabbani, 1/520)
Bediüzzaman Said Nursi de bu konu hakkında şunları söyler:
Ashâb-ı Kütüb-i Sitte'den İmam-ı Hâkim'in "Müstedrek"inde ve Ebu Dâvud'un "Kitab-ı Sünen"inde, Beyhaki "Şuab-ı İman"da tahric buyurdular (meydana koydular): "Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak bir müceddid-i din (dini yenileyen) gönderiyor..." (Barla Lahikası, 119)
Bediüzzaman Hicri 12. yüzyılın "müceddidi"nin Hazret-i Mevlana Halid, olduğunu söyler. (Barla Lahikası120) Risale-i Nurlar'ın da Hicri 13. yüzyıl için bir "müceddid" hükmünde olduğunu şöyle ifade eder:
"Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş... Kanaat verir ki –nass-ı hadis (hadisin açık ifadesi) ile- Risale-i Nur tecdid-i din (dini yenileme, canlandırma) hususunda bir müceddid hükmündedir." (Barla Lahikası, 121)
Bediüzzaman Hicri 14. yüzyılın "müceddidi"nin ise Mehdi olacağını müjdelemiştir:
"Şimdi İslamlar içinde Nur-u Kuran'a muhalif haletlerin (hallerin) ekserisi o su-i kasdların ve Sevr Muahedesi (Anlaşması) gibi gaddarane muahedelerin (anlaşmaların) vahim neticeleridir. Eğer şeddeli (mim) dahi şeddeli "lamlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört e-der. O tarihe Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye'nin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç muharebe-i meş'umesiyle (kötü savaşıyla) alem-i İslam'ın parlak nuruna muvakkat (geçici) bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in-Nur şakirdleri yerine Mevlana Halid'in şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor.
Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mim) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir." (Şualar, Birinci Şua, s. 85)
Yukarıdaki açıklamada görüldüğü gibi Bediüzzaman, İslam aleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden "bir asır sonra" ancak Mehdi vesilesi ile dağıtılacağını söylemiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda yani Hicri 1400'lü yıllarda Mehdi'nin yapacağı çalışmalarla, Müslümanların büyük sıkıntılardan kurtulup feraha kavuşacaklarını açıklamıştır.

2. Mehdi ve Hz. İsa İkinci Binde Gelecektir

İmam Rabbani, Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra ikinci binin içinde geleceğini bildirmektedir:
"Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra bu saklı devlet tecid edile (yenilene). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla... Böylece kemalatin (faziletin, iyiliğin) aslı zuhur edip onun zilletini örte... Ve nisbet-i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun." (Mektubat-ı Rabbani, 1/569)
Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa'nın (as) Mehdi'nin (ra) bu bin içinde varoluşlarıdır. (Mektubat-ı Rabbani, 1/611)
Resulullah (sav)'in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (sav)'ın irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam tekliyle hasıl ola.
Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulullah (sav.) müjdelemiştir. İsa (as) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir. (Mektubat-ı Rabbani, 1/440)
Resulullah'ın (sav) bu alemden göçü üzerinden bin küsür sene geçtikten sonra bir zaman gelir ki: Ondaki Hakikat-ı Muhammediye kendi makamından yükselir, Kabe'nin hakikatı ile müttehid olur (birleşir). İşte o zaman Hakikat-ı Muhammediye namına Hakikat-ı Ahmediye ismi hasıl olur, Yüce Sultan Ehad Zat'ın dahi mazharı olur. Her iki isimden, bir müsemma (isim verilen) tahakkuk eder ki, önce makam, Hakikat-ı Muhammediye'den yana boş kalır; taa İsa'nın (as) nuzülüne kadar böyle gider. Nihayet İsa (as) gelir; Şeriat-ı Muhammediye ile amel e-der. O zaman dahi Hakikatı İseviye kendi makamından yükselir, boş kalmış olan Hakikat-ı Muhammediye'de hüküm kılar. (Mektubat-ı Rabbani, c. 1, s. 470)
Peygamber Efendimiz'in vefatından bin sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam Rabbani'nin yukarıdaki izahlarına göre ikinci bin yıl içerisinde Mehdi ve Hz. İsa gelecektir.
Celaleddin Suyuti'nin bu konudaki açıklaması ise şöyledir:
Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beşyüz (1500) seneyi aşmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, 299; Celaleddin Suyuti'nin "El-Keşfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)
Bu açıklamada da görüldüğü gibi Suyuti, Hicri 1000-1500 senelerine dikkat çekmiştir. O halde bu seneler Mehdi'nin çıkışı, Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar dönüşü, İslam ahlakının hakimiyeti gibi müjdelerin gerçekleşeceği dönemdir. Şu an 1400'lü yıllarda bulunduğumuz hatırlanırsa, Hz. İsa'nın yeryüzüne dönüşünün çok yakın olduğunu söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir)
Bediüzaman Said Nursi de, bu müjdeyi teyid etmekte ve Hicri 1506 yılına kadar yaşanacak olaylara dikkat çekmektedir:
"... Birinci cümle, binbeşyüz (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların, mücadele edenlerin) son zamanlarına; ve ikinci cümle, binbeşyüzaltı (1506) makam ile galibane mücahedenin tarihine işaret eder.
(...) bu tarihe kadar (1506) zahir ve aşikarane, belki galibane devam edeceğine remze (işarete) yakın ima eder." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 46)

3. Peygamberimiz (sav) Mehdi'nin, Hicri 1400'lü Yıllarda
Geleceğini Açıkça Haber Vermiştir

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde yüzyıl başlarının önemine şöyle dikkat çekmiştir:
Dünya kurulduğundan beri her yüz (yıl)ın başında önemli bir olay olmuştur. Bir yüzün başında da Deccal çıkar ve İsa ibn-i Meryem (as) inerek onu öldürür. (İbn-i Ebi Hatem; Geleceğin Tarihi 3, s.153)
Yukarıdaki hadiste görüldüğü gibi Hz. İsa'nın yüzyıl başında çıkacağı haber verilmiştir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) bazı hadislerinde Mehdi'nin geliş tarihi olarak da açıkça 1400 yılını vermiştir. Bu hadislerden biri şöyledir:
İnsanlar 1400 senesinde Mehdi'nin yanında toplanacaklardır. (Risaletül Huruc-ül Mehdi, sf. 108)
Bir başka hadis-i şerifte ise Hz. Muhammed (sav) şöyle bildirmiştir:
Hicretten 1400 sene sonraki akidlerden (*) iki veya üç akid say. O vakit Mehdi-i Emin çıkar... (Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdiyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd, 216)
* Bir akid on senedir.
Kitabın önceki bölümlerinde görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (sav) hadisleriyle ahir zaman alametleri hakkında bize pek çok bilgi vermiştir. Mehdi ve Hz. İsa'nın gelişinden önce yaşanacak olayları çok detaylı olarak tarif etmiştir. Bu konuyla ilgili olarak Buhari ve Müslim, Ömer ibnil Hattab ve Huzeyfe'den, İmam Ahmed ve Müslim Ebu Zeyd bin Amr bin Ahtab El Ensari'den şöyle rivayet etmişlerdir:
"Resuli Ekrem (ASM)... Bu hutbelerinde bütün olmuş ve bundan sonra olacak olan hadiseleri haber verdi, onları bize öğretti ve ezberletti." (Buhari, Müslim)
Hz. Huzeyfe bin el-Yeman (ra) da bu konuda şunları söylemiştir:
"Allah'a kasem ederim Resuli Ekrem (sas) dünyanın sonuna kadar gelecek olan fitneleri ve o fitneleri çıkaran reisleri ta üç yüzden daha fazla kimseleri bize isimleriyle, babalarının isimleriyle ve kabilelerinin isimleriyle haber verdi." (Ebu Davud)
Peygamberimiz (sav)'den bize ulaşan bu haberlerin her birinin birbiri ardısıra gerçekleşmiş ve halen de gerçekleşmeye devam ediyor olması, içinde bulunduğumuz dönemin ahir zaman olduğu konusuna kesinlik getirmektedir. (En doğrusunu Allah bilir) Nitekim Peygamberimiz (sav)'in Mehdi'nin çıkış tarihi olarak hadislerinde açıkça 1400 tarihini vermesi de bu alametleri bir kez daha teyid etmektedir. O halde Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez dönüşü  de Allah'ın izniyle çok yakındır.

4. Bediüzzaman'a Göre Mehdi 1400'lü Yıllarda Görev Yapacaktır

Bediüzzaman'ın da, farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde, Mehdi'nin geliş zamanı olarak Hicri 14. yüzyılın başlarına işaret edilmiştir. Üstad bir sözünde, Mehdi'nin Asr-ı Saadet döneminden 1400 sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir:
"İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler." (Sözler, 318)
Üstad'ın ifadesinde belirttiği, "sahabe döneminden 1400 sene sonrası" Hicri 14. asrın başlarına, yani Miladi olarak 1979-1980 senelerine denk gelmektedir.
Bediüzzaman, Hicri 1327'de Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde, Hicri 1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, beklenen Mehdi'nin mücadele zamanlarına dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, Mehdi'nin göreve başlaması ve inkarcı zihniyeti fikren mağlup etmesi ile ilgili olarak şu tarihleri bildirmektedir:
"Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına (kaderine) nazar eden  (göz atan) Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
Şam'da yaptığı bu konuşmada, Hicri 1371 senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40 yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise Hicri 1401-1411, Miladi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır.
Yine aynı konuşmanın devamında Üstad, Mehdi'nin, inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikri üstünlüğün tarihi olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını bildirmiştir. Bu da Hicri 1421, yani Miladi 2001 senesi demektir.
"Evet şimdi (1371) olmasa da otuz-kırk (30-40) sene sonra...
Fen: Müspet ilimler, biyoloji, fizik, kimya vs.
Hakiki marifet: Hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi.
Medeniyetin mehasini: Medeniyetin iyiliklerini
O üç kuvvetle donatıp gerekli ihtiyacını karşılayıp o dokuz engelleri yenip dağıtmak için,
Taharri-i hakikat meyelanı: Hakikati araştırma meyli
Muhabbet-i insaniyeyi: İnsan sevgisini.
O dokuz düşman sınıfının cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra (50 sene) onları darmadağın eder."
1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)
Bediüzzaman Hicri 1400 yılı başlarında Mehdi'nin inkarcı felsefe ile mücadeleye başlaması zamanına, 1401-1411 = 1981-1991 yılları arası fen, hüner, sanat ve medeniyetin iyiliklerini birleştirip bunlarla mücadelesine ve inkarcı felsefeyi fikren darmadağın edeceği tarih olarak da Hicri 1421 = Miladi 2001yılına dikkat çekmektedir. Bediüzzaman'ın ahir zamanla ilgili bir diğer açıklaması da şöyledir:
"Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak." (Hutbe-i Şamiye, 23)
Fecir: Tan yerinin ağarması, Güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'den sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991
Bediüzzaman İslam ahlakının dünyaya tekrar hakim olmasını Güneş'in doğuşuna benzetir. Güneş'in battıktan sonra ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam ahlakının da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret eder. Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle ise bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekilmiştir.
Buna göre Hakkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlamasının 1981-1991 yıllarında, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise 2001 yılında olacağına işaret etmiştir. (En doğrusunu Allah bilir)
"Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse... (Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said Nursi, "hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin kendi döneminde henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir. Bediüzzaman Hicri 13. asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır olan Hicri 14. asır Mehdi'nin çıkış zamanıdır.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur Külliyatı'nda, Mehdi'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili tarih verdiği başka açıklamaları da mevcuttur:
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." (Tevbe Suresi, 32) ayetindeki "...Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar, 605)
Bu ayetin ebced değeri ise Hicri 1424 yani Miladi 2004'tür. Bu tarih de, Mehdi önderliğinde İslam ahlakının hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir. 
Bediüzzaman "...inkar edenlerin velileri ise tağut'tur..." (Bakara Suresi, 257) ayetindeki "tağut" (batıl fikir sistemi) kelimesinin ebced değerini 1417 (Miladi olarak 1997) olarak vermekte ve bu tarihte "tağut"un kendi içinde çöküş yaşayacağını bildirmektedir.

5. Kuran'da Ahir Zaman ile İlgili Diğer Bazı Bilgiler

Kuran müminlerin hayatlarının tüm alanlarını kapsayan, her hükmün eksiksiz yer aldığı Allah'ın eşsiz kitabıdır. Kuran'ın en büyük mucizelerinden biri, ilk vahyin inmesinden bu yana, her asırda yaşayan tüm Müslümanların, Kuran'ın kendi asırlarının tüm ihtiyaçlarını çözdüğünü görmeleridir.
Kuran'da, özellikle peygamber kıssalarında ahir zamana bakan işari manada ayetler bulunmaktadır. Bu kıssalar üzerinde düşünüldüğünde günümüzdeki olaylara işaret eden çok önemli sırlar bulmak mümkündür. Allah Kuran'da müminleri kıssalar üzerinde düşünmeye teşvik eder:
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)
Kuran her asra hükmeden bir kitaptır ve ayetlerin birçoğunda birden fazla anlam yüklü olabilmektedir. Ayetlerdeki işaretler de bunun açık delillerindendir. Kuran'da, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan olaylar anlatıldığı gibi, ahir zamandaki olaylar da işari olarak haber verilmektedir. Ayetlerde Peygamberimiz (sav) döneminde müminlerin yaptıkları mücadele, adaletli uygulamalar ve yaşantıları bildirilirken, aynı zamanda tüm asırlara yönelik öğütler de bulunmaktadır. Her bir ayet, dikkatli okuyanlar için katlanmış anlamlar içermekte, ayetlerde insanların ihtiyaç duydukları herşey açıklanmaktadır.
Bir ayette Kuran'ın bu özelliği "... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik." (Nahl Suresi, 89) şeklinde bildirilir. Pek çok ayette de Kuran'daki örnekler üzerinde düşünmemiz ve onlardan ibretler çıkarmamız öğütlenmektedir. Allah, Kuran ayetleri üzerine düşünmeyi emrettiği ayetlerden birkaçında şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, bu Kuran'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 89)
Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. (Zümer Suresi, 27)
İslam ahlakının dünyaya hakim olması, Peygamber Efendimiz (sav)'in vefatından sonra kıyamete kadar gerçekleşecek olan ahir zaman alametlerinin en önemlilerinden biridir.
Kuran-ı Kerim'de, Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar döneceğine dair delilleri önceki bölümlerde detaylı olarak gördük. Bu açık delillerin yanısıra Kuran'da ahir zaman, Mehdi ve Kuran ahlakının dünyada hakim olması hakkında da pek çok işari manada ayet bulunmaktadır. Kuran'da Müslümanların İslam ahlakını yeryüzünde hakim kılacaklarının haber verildiği ayetlerden birisi Nur Suresi'ndedir:
Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Peygamber Efendimiz (sav)'in de, ahir zaman konusuna Kuran'da işaret olduğunu bildiren çeşitli hadisleri vardır:
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)
Görüldüğü gibi bu hadis, Kuran'da yer alan Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman kıssalarını, Mehdi konusuyla bağlantılı olarak incelememize işaret etmektedir.
Aşağıdaki hadislerle de Kehf ve Talut kıssalarında ahir zamana bakan çok önemli işaretler olduğu haber verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)'in, ahir zaman ve Mehdi ile ilgili hadislerini burada verilen örneklerde de görüldüğü gibi özellikle Kuran kıssalarıyla bağlantı kurarak anlatması, söylediğimiz meseleye çok kuvvetli bir delil teşkil etmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. (Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 59)
Mehdi'nin yardımcılarının sayısı Talut ile nehri geçenler kadardır. (Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)
Bu bakış açısıyla incelendiğinde Kuran'da İslam ahlakının yeryüzüne hakim olacağı bir dönemin varlığına işaret eden birçok ayet olduğu görülmektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Ahir Zaman ve Dabbetü'l-Arz, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık) Ayetlerdeki gerçekleşecek olan olaylarla ilgili işaretlerin yanısıra, bu olayların tarihlerine yönelik işaretler de bulunmaktadır.
Bu tarihler çeşitli hesap yöntemleriyle tespit edilmektedir. Bu yöntemlerin başında ise ebced hesabı gelir. Bu hesap yöntemi, çok eski tarihlere kadar uzanan ve daha henüz Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. Eski dönemlerden beri, tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve böylece her olayın tarihi de kayda geçilmiş olurdu. Bu tarihler, kullanılan her harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.
Geçmişteki bazı İslam alimleri, ebced yöntemi ile ayetlere bakarak pek çok olayın tarihini önceden tahmin etmişlerdir. Bugün de Kuran'da geçen bazı ayetlere bakıldığında, bu ayetlerin anlamlarına uygun birtakım tarihlere denk geldiğini görürüz. Ve bu ayetlerde bahsedilen olayların ebced hesaplarıyla elde edilen tarihlerde gerçekleştiğini gördüğümüzde ise, söz konusu ayetlerde olaya ilişkin gizli bir işaret bulunabileceğini anlarız. (En doğrusunu    Allah bilir)
İlerleyen sayfalarda bazı ayetlerin içindeki ilgili bölümlerinin ebced hesaplarını vereceğiz. Bu ebcedlerin hesaplandığı ayetlerin anlam açısından içeriklerine bakıldığında, belirli tarihlere yönelik önemli işaretler olduğu fark edilebilir.
Andolsun Kitap Eehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü o da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)
"... Kitap Ehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur..."
HİCRİ: 1439 MİLADİ: 2017
Yukarıdaki ayette Hz. İsa'nın ölümünden önce tüm Kitap Ehlinin ona inanacağı haber verilmektedir. Bu olayın ancak ahir zamanda, Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişinde gerçekleşebileceğini kitabın başında anlatmıştık. Aynı ayetin yukarıda belirtilmiş bölümünün ebced değerinin bize gösterdiği tarih ise 2017'dir. Bu rakamın, Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar geleceği veya yeryüzünde bulunacağı bir tarihe işaret ediyor olması muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir) Aşağıdaki ebced değerlerinin de benzer şekilde Hz. İsa'nın yeryüzünde bulunacağı dönemin tarihlerine işaret olması mümkündür.
Hiç şüphesiz O (İsa) kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru olan yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)
"Şüphesiz O kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın..."
MİLADİ: 2018
"Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?" (Araf Suresi, 63)
...içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam...
HİCRİ: 1433  MİLADİ: 2011
Aşağıda yer alan ebced hesaplarının sonucu olan tarihler de aşağı yukarı belirli bir döneme işaret etmektedir. Kitabın başından bu yana anlattığımız gibi, bu tarihler Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği ahir zamanın alametlerinin birbiri ardısıra gerçekleştiği zamana aittir. Ayetlerde bildirilen gerçekler düşünüldüğünde de, Rabbimiz'in bu ayetlerle ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylara yönelik işaretleri bize haber veriyor olması mümkündür.
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Yunus Suresi, 25)
...ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir...
HİCRİ :1422  MİLADİ: 2001
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)
"Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi."
HİCRİ: 1420  MİLADİ: 1999
Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
...Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler...
HİCRİ: 1434  MİLADİ: 2012
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (Cuma Suresi, 2)
...Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler...
HİCRİ: 1434  MİLADİ: 2012
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 9)
...onu bütün dinlere karşı üstün kılacaktır...
HİCRİ: 1410 MİLADİ: 1989
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 35)
...Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir...
HİCRİ:1410  MİLADİ: 1989
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
...salih amellerde bulunanları 'güç ve iktidar sahibi' kılacak...
MİLADİ: 2013  HİCRİ: 1434
Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu ayetin ahir zamanda Allah'ın Kuran ahlakını yeryüzüne hakim kılacağı döneme işaret ediyor olması muhtemeldir. Aynı ayetin içinden ilgili bir bölümün ebced değerinin yakın bir tarihi vermesi ise, Allah'ın bu vaadinin yaklaştığına dair bir müjde olarak değerlendirilebilir.
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. (A'raf Suresi, 128)
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin" dedi...
HİCRİ: 1400  MİLADİ: 1979
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa Suresi, 59)
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de...
MİLADİ: 1985  HİCRİ: 1405
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Ra'd Suresi, 22)
...namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden  infak ederler...
HİCRİ: 1429  MİLADİ: 2008
Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. (Duha Suresi, 5)
Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.
MİLADİ: 2007  HİCRİ: 1427
Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (Fatır Suresi, 29)
...namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden  infak ederler...
HİCRİ: 1429 MİLADİ: 2008
Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik). (Sebe Suresi, 18)
...orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın"...
HİCRİ: 1422 MİLADİ: 2001
İşte size böyle... Gerçekten Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)
İşte size böyle... Gerçekten Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
HİCRİ:1440 MİLADİ: 2018
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
...Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi...
MİLADİ: 1988  HİCRİ: 1408
Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesi üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Hiç şüphe yok senin Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Yusuf Suresi, 6)
...-Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, ...
HİCRİ: 1443, MİLADİ: 2021 (Şeddesiz)
Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)
...elçisini hidayetle gönderen O'dur.
HİCRİ: 1426 MİLADİ: 2005
İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. (Yusuf Suresi, 56)
...Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik...
HİCRİ:1419 MİLADİ: 1998 (Şeddesiz)
Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml Suresi, 17)
Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı..
HİCRİ: 1433, MİLADİ:2011 (Şeddeli)
Gerçekten Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik. (Kehf Suresi, 84)
Gerçekten Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik
HİCRİ: 1440, MİLADİ: 2018 (Şeddeli)
Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara Suresi, 129)
Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder...
MİLADİ: 1979  HİCRİ: 1400
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver.
HİCRİ:1400  MİLADİ:1979 (Tenvinleri de sayıldı)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)
...Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih...
HİCRİ: 1402  MİLADİ:1981 (Okunan tenvinler sayıldı)
Yukarıdaki ayetlerden inkarcı düşünceye karşı fikri alanda mücadele etmenin önemi ve bu mücadelede Rabbimiz'in salih kullarını yardımı ile destekleyeceği anlaşılmaktadır. Ayetlerin ebced hesaplarının verdiği tarihler ise, bu fikri mücadelenin başlaması gereken zamana işaret olabilir. Nitekim kitabın önceki bölümlerinde anlattığımız ahir zaman alametleri olarak bildirilen olayların başlangıç tarihinin de Hicri 1400'ler olması, böyle bir işaret olması ihtimalini güçlendirmektedir. Aşağıdaki ayette de Müslümanların sıkıntı içinde yaşadığı bir döneme işaret olabilir. Hem Müslümanların hem de tüm dünya insanlarının 1980'li yıllardan itibaren yaşadıkları sıkıntı ve acılara, yeryüzünde meydana gelen kargaşa ve kaosa dair pek çok olaya kitabın önceki bölümünde yer vermiştik. Bu sıkıntılı dönemin ahir zamanın ilk bölümü olduğunu, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne gelişi ile bu dönemin biteceğini ve huzur, barış, bolluk, bereket, güzellik dolu bir Altınçağ'ın yaşanmaya başlayacağını da müjdelemiştik.
Sizi dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar kadınlarınızı diri bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz'den büyük bir imtihan vardı. (Bakara Suresi, 49)
...sizin için Rabbiniz'den büyük bir imtihan vardı.
HİCRİ: 1406  MİLADİ:1985

Sonuç: Hz. İsa (as)'ın Kutlu Dönemi

Kitap boyunca Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez geleceğini ve bu gelişin yakın olduğunun alametlerini, Kuran ayetleri, Peygamber Efendimiz (sav)'in hadis-i şerifleri, İslam alimlerinin açıklamaları, ayrıca Tevrat ve İncil'den çeşitli izahlarla detaylı olarak açıkladık.
Kuran ayetlerinde Hz. İsa'nın Allah Katına alınışı haber verilmekte ve yeryüzüne ikinci kez gelişi çeşitli alametlerle bizlere bildirilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)'in de "...Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek..." (Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, cilt 2, s.192) gibi birçok hadisinde Hz. İsa'nın geldiğinde yapacakları ve o dönemin özellikleri çeşitli örneklerle anlatılmaktadır. Bu açıklamalar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık, detaylı ve içinde bulunduğumuz dönemde yaşanan gelişmelerle uyumludur. Nitekim asırlar boyunca İslam alimleri de eserlerinde Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi ile ilgili çok önemli yorumlarda bulunmuş, ahir zamanda nasıl bir ortam oluşacağını insanlara aktarmışlardır. Tevrat ve İncil'de de Hz. İsa'nın yeryüzüne gelişine dair çok açık izahlar bulunmaktadır. Tevrat'ta Mesih'in yeryüzüne hakim olacağı "... göklerin Allah'ı ebediyyen harap olmayacak bir krallık kuracak ve onun hakimiyeti başka bir kavme bırakılamayacak"(Daniel, 2: 44) gibi sözlerle, İncil'de ise "... Sizden göğe alınan bu İsa, göğe gittiğini nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir." (Elçilerin İşleri, 1: 11) şeklinde haber verilmektedir.
Allah'ın iman edenlere hidayet rehberi olarak gönderdiği bu üç İlahi kitabın Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi konusunda bu kadar uyumlu olmaları çok dikkat çekicidir. (Tevrat ve İncil vahyedilmelerinin ardından tahrif edilmiş olmakla birlikte, içlerinde Kuran ayetleri ile uyumlu birçok açıklama bulunmaktadır. Bu açıklamaların ilk vahyedildikleri dönemden kalma izahlar olmaları muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)
İşte kitap boyunca detaylı olarak incelediğimiz tüm bu deliller ve dünya üzerinde yaşanan gelişmeler dikkatle biraraya getirildiğinde Hz. İsa'nın gelişine en fazla 15-20 sene kaldığı, belki de Hz. İsa'nın gelmiş bile olabileceği ortaya çıkmaktadır. Bu, yeryüzündeki tüm insanlar için çok büyük bir müjdedir, sevinç ve şevk kaynağıdır.
Unutulmamalıdır ki, Hz. İsa, Allah'ın, doğumundan itibaren mucizevi bir yaşamla nimette bulunduğu ve peygamberlik makamıyla şereflendirdiği kutlu bir elçisidir. Allah bu mübarek peygamberin, "dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardan" (Al-i İmran Suresi, 45) olduğunu bildirerek onu cennetle müjdelemiştir. İşte bu nedenle yeryüzüne ikinci kez gelecek olan bu mübarek peygamberi, tüm insanlığın olabilecek en güzel şekilde karşılaması gerekmektedir. İmkanları kısıtlı olan bir kişi dahi, evine sıradan bir misafir geleceği zaman, günler öncesinden hazırlık yapar, bu misafiri en temiz ve en güzel şekilde ağırlamaya, ikramda kusur yapmamaya özen gösterir. Oysa Hz. İsa tüm dünya insanları için, hiçbir misafirle karşılaştırılmayacak kadar üstün özelliklere sahip, çok kıymetli bir misafirdir. O nedenle de tüm insanlığın yakın zamanda yeryüzünü şereflendirecek olan bu Ulu'l Azm peygamberi en güzel şekilde karşılaması gerekmektedir.
Hz. İsa'nın gelişi tüm insanlık için çok büyük bir nimet, Allah'tan çok büyük bir lütuftur. Bu kıymetli peygamberle karşılaşmak Rabbimiz'den çok büyük bir nimettir. Hz. İsa geldiğinde masum, tertemiz ve nurlu yüzüyle, hikmetli, akıllı ve isabetli konuşmalarıyla hemen dikkati çekecek, dünya üzerindeki tüm insanlar hayatlarında ilk kez en yüksek insani vasıflara sahip mübarek bir peygamber göreceklerdir. Onun doğumu, hayatı, Allah Katına alınışı ve yeryüzüne ikinci kez gelişi gibi, bu gelişten sonraki hayatı da Allah'ın izniyle mucizelerle dolu olacaktır. Tüm insanlar onun üstün ahlakına ve benzersiz aklına hayran olacaklardır. Onun söylediği her söz, her hareket hikmetli, aldığı her karar isabetli ve Allah'ın ilhamı ile olacaktır.
Tüm insanların, özellikle de İncil'e iman eden İseviler'in ve Kuran ayetlerine iman eden Müslümanların Hz. İsa'nın gelişi için heyecanla, şevkle ve çok büyük bir coşkuyla hazırlık yapmaları gerekmektedir. Bu kişilerin içinde, Allah'ın cennetle müjdelediği bu kıymetli peygamberin gelişi için hazırlık yapmayanlar ise çok büyük bir hata içindedirler.
Çünkü gelişi İlahi kitaplarla ve elçilerin sözleriyle haber verilmiş böylesine önemli bir misafiri karşılama konusunda yapılacak gevşeklik ve tembellik çok büyük bir vicdansızlıktır. Allah'ın ayetlerine iman eden, dünya üzerindeki gelişmeleri ve ahir zamanın işaretlerini aklı ve vicdanıyla değerlendiren hiçbir insan bu mübarek misafire hazırlık yapmadan bekleyemez. Ya da "Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez geleceğine iman ediyorum" dedikten sonra, "ama şimdi hazırlık yapmayayım, daha sonra telafi ederim" şeklinde bir düşünce içine de giremez. Hangi vicdan sahibi, samimi Hıristiyan o müjdeli dönem geldiğinde "Biz Hz. İsa'yı bekliyorduk, ama bunun için hazırlık yapmayı gerekli görmedik" şeklinde bir açıklamada bulunabilecektir? Eğer bu kişiler hala bir hazırlık içinde olmamalarını, 15-20 yılı uzun bir zaman gibi görmeleriyle açıklıyorlarsa bu çok yanlış bir düşüncedir. Çünkü onlar da 15-20 yılın, 15-20 gün gibi hızla geçip gideceğini görecek, Hz. İsa'nın gelişine kayıtsız kaldıkları için çok büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır. Hiç kimse unutmamalıdır ki, 1970'li yıllarda yaşayan insanlar da 1980'leri 90'ları çok uzak görmekteydiler. Ama zaman hızla akıp geçti ve 2000'li yıllar bir anda geldi. Aynı bu şekilde, Hz. İsa ile karşılaşacağımız gün de Allah'ın izniyle çok hızla gelecektir.
Hz. İsa gelmeden önce yapılması gereken hazırlığın nasıl olması gerektiğini hem Kuran ayetlerinden, hem Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinden, hem de Bediüzzaman Said Nursi gibi büyük İslam alimlerinin hikmetli yorumlarından anlamaktayız. Bu hazırlığın en önemli aşaması ise yeryüzündeki din karşıtı sistemlerle yapılacak olan fikri mücadeledir.
Bediüzzaman'ın da dikkat çektiği gibi tüm iman sahipleri Darwinizm ve materyalizm gibi insanları din ahlakından uzaklaştıran ateist ideolojilerle fikri mücadelede ittifak etmeli; bu gibi akımların dünya üzerinden silinmelerinde birlik olmalıdırlar. Bunun için tüm imkanlarıyla Hz. İsa'nın dinsizlikle yapacağı mücadele öncesinde dünya çapında büyük bir hazırlık yapmalıdırlar. Nitekim hadislerde bildirildiği gibi Hz. İsa geldiğinde söz konusu dinsiz akımlarla mücadele edecektir. Bediüzzaman Said Nursi'nin de bir sözünde belirttiği gibi elinde "semavi kılıç" ile yani Allah'ın vahyi ile hareket edecek, bu sayede her kararı isabetli olacak ve tüm dinsiz sistemleri ortadan kaldıracaktır. (Mektubat, s. 6)
Hiç unutmamak gerekir ki, Hz. İsa'nın gelişi dünyanın sadece belli bölgelerini etkileyecek bir olay değildir. Onun gelişi tüm dünyayı etkileyecek güçte, mucizevi ve metafizik bir olaydır. Bu kutlu peygamberin gelişiyle dünya çapında sosyal ve siyasi alanlarda köklü değişikler olacak, tüm dünya Hz. İsa'nın etrafında toplanıp birleşecektir. İşte bu nedenle tüm Hıristiyanların ve Müslümanların bir an önce harekete geçmeleri ve birlik içinde Hz. İsa'yı en güzel şekilde karşılamak için ellerindeki tüm imkanları seferber etmeleri gerekmektedir. Tek bir Allah'a iman eden, O'nun beğenisini kazanmaya çalışan, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmuş, O'na yürekten bağlı, O'nu yücelten, temelde aynı değerleri savunan Hıristiyan ve Müslümanların ortak hareket etmeleri en doğrusudur. Hem Hıristiyanların hem de Müslümanların birbirlerine hoşgörüyle, sevgiyle, anlayışla, barışla yaklaşmaları gerektiği açıktır. Asırlardır süren çekişmelere, önyargılara, yanlış anlamalara artık bir son verilmelidir. Çünkü kaybedilecek zaman yoktur.

Hz. İsa'yı Nasıl Tanıyabiliriz?

Samimi iman sahiplerinin Hz. İsa'yı tanıması son derece kolay olacaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi İsa Peygamber, alametlerinden hemen tanınacaktır. Sahip olduğu üstün akıl ve hikmetle diğer insanlardan ayrılacaktır. Tanınmak için hiçbir ispata gerek duymadan tanınabilecektir. Kısacası Hz. İsa yaptığı işlerle kendisini tanıtacaktır. İnkarcı sistemleri, din ahlakından uzaklaştıran ideolojileri fikri bir mücadele ile yenecektir. Vahiyle hareket eden bir peygamber olduğu için, kolaylıkla insanları din ahlakından uzaklaştırmak isteyen kişilerin sistemlerini etkisiz hale getirecek, kurulan düzenleri bozacak, tuzaklarını geçersiz kılacaktır.
Ayrıca yeryüzüne ilk gelişinde olduğu gibi ikinci kez gelişinde de Allah'ın izniyle pek çok mucizesi olacaktır. Tüm insanlara Allah'ın dininin hak olduğunu gösterecek, üstün gelecek olanların her zaman için Allah'ın taraftarları olduğunu kanıtlayacaktır. Rabbimiz'in "Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır." (Maide Suresi, 56) ayetinin tecelli etmesine vesile olacaktır.
Ayrıca Hz. İsa, yeryüzünde hiçbir akrabası ve tanıyanı olmamasıyla tanınacaktır. Onu, mesih olduğunu iddia eden sahte kişilerden ayıran en önemli farklılıklardan biri dünya üzerinde annesi, babası, herhangi bir akrabası, arkadaşı, tanıyanı olmaması olacaktır.
Kitabın önceki bölümlerinde de açıkladığımız gibi Hz. İsa Allah'ın "Ol" emriyle babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, Hz. İsa'nın bu durumunu Kuran'da Hz. Adem'in yaratılışına benzetmekte ve şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
Ayette de belirtildiği gibi Allah Hz. Adem'e "Ol" demiştir ve Hz. Adem yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Adem'in anne ve babası yoktur, Hz. İsa'nın ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır; fakat yeryüzüne yeniden geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta olmayacaktır. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra bilinen hiçbir akrabası olmadan yeryüzünde bulunacaktır.
Kuşkusuz bu sayede Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz. İsa olduğundan şüphe edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Bu yüzden Hz. İsa'yı sahte mesihlik iddiasında bulunan kimselerden ayırmak son derece kolay olacaktır. Çünkü tüm çocukluğu insanlar arasında geçmiş, çok sayıda çocukluk resmine sahip, kendisini küçüklüğünden itibaren tanıyan sayısız kişiye sahip bir insanın Hz. İsa olduğunu iddia etmesi son derece mantıksızdır.

Altınçağ Müjdesi

Peygamberimiz (sav)'den aktarılan pek çok hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının hakim olacağı bir dönemin yaşanacağına dikkat çekilmektedir. İşte bu dönem Hz. İsa'nın ve Mehdi'nin yeryüzünde bulunacağı, Kuran ahlakının hakim olacağı dönemdir. "Altınçağ" ismiyle de bilinen bu dönem, hadislerden de anlaşılacağı üzere "Asr-ı Saadet" benzeri bir devir olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in bu devri tasvir ederken cennet benzeri özelliklerle anlatması sebebiyle bu devreye "Altınçağ" ismi verilmiştir.
Kitabın önceki bölümlerinde ahir zamanın ilk devresinde insanların yaşayacağı sıkıntı ve zorlukları detaylı olarak anlattık. Hz. İsa'nın gelişinin de alametleri olan bu olayların hemen ardından insanları Altınçağ gibi benzersiz bir dönem beklemektedir. Bu, insanlar için büyük bir müjdedir. Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet, güven ve adaletin temini, huzur ve saadet, her türlü teknolojik gelişmenin insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılması, ihtiyaç içinde olan kimsenin kalmaması, isteyene istediğinden sayılmadan, kat kat fazlasıyla verilmesi, Altınçağ'ın belli başlı özelliklerindendir. Hadis-i şeriflerde o dönemde "silahların susacağı"nın bildirilmesi, bu devirde yeryüzünün barışla dolacağının  da müjdesidir. Altınçağ'da, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak, her türlü kavganın yerini barış, dostluk ve sevgi alacaktır.
Teknolojik gelişmeler ahir zamanın bu devresinde doruğa ulaşacak, insanlar teknolojinin bütün nimetlerinden alabildiğine faydalanacaklardır. Tıpta, tarımda, iletişimde, sanayi teknolojisinde, ulaşımda çok büyük gelişmeler yaşanacak, sürekli yeni buluşlar yapılacaktır. Her yeni buluş bir başkasına öncülük edecek, gelişmeler çok büyük bir hız kazanacaktır.
Sanatta çok büyük ilerlemeler kaydedilecek, birbirinden güzel eserler ortaya çıkacak, Allah'a olan imanın insanlara verdiği geniş ufuk ve derin düşünce, tüm sanat dallarına öncülük edecektir. İnsanlar Altınçağ'da hayatlarından o kadar memnun olacaklardır ki; bir hadisin ifadesine göre "zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin uzatılmasını" isteyeceklerdir. Peygamber Efendimiz'in bir diğer sözünde ahir zamandaki ortam şu şekilde tarif edilir:
… Küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım diye temenni ederler... İyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)
Hz. İsa'nın yeryüzünde bulunacağı Altınçağ ile ilgili Peygamberimiz (sav)'in diğer müjdelerinden bazıları ise şöyledir:

Altınçağ'da görülmemiş bir bolluk olacaktır

Ümmetimin sonunda öyle bir devlet reisi olacak ki avuç avuç mal ve para avuçlayacak ve bu malı adet olarak ihata edip saymayacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 433)
Mehdi insanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)
… Yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 45)
…Arz, içerisinde gizlediği bütün zenginliklerini, altından ve gümüşten sütunlar halinde dışarı atacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 464)
Meryem oğlu (İsa) iner ve Deccal'i öldürür. Ondan sonra kırk yıl bol nimet içinde yaşarsınız. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 90)
Her tarafta  yemek kazanları kaynayacak, misli görülmemiş bir bolluk yaşanacak, mala rağbet olmayacak. (El-Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 66)
İsa (as)'ın zekatı terk etmesi de malın bolluğu ve zekata muhtaç fakirin kalmaması sebebiyledir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/339)
Kişi bir ölçek buğdayı alıp öküzsüz ve sapansız ekecek, karşılığında yedi yüz ölçek buğday alacak. (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 184)
Artık o gün (öyle bolluk olur ki on ile kırk kişi arasında) bir cemaat bir tek nar meyvesinden ye(yip doya)rlar ve o nar kabuğunun çanağı ile de gölgelenirler. Sütlere de Allah Teala tarafından o derece bereket ihsan edilir ki bir tek sağmal devenin sütü büyük bir insan topluluğuna muhakkak kafi gelir. Bir sağmal sığırın sütü insanlardan bir kabileye muhakkak yeterli gelir. Bir sağmal koyunun sütü akrabalardan meydana gelen bir soy topluluğuna muhakkak kafi gelir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret, s. 493)

Hayat pahalılığı ve darlık yılları bitecektir

... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/340)
…Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda kişi (ayırdığı) altın sadakasıyla (taraf taraf) dolaşacak da sonra elinden sadakasını alacak hiçbir (fakir) kimse bulamayacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 462)
… O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak… (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 26)
… Muhakkak ki o zamanda mal çoğalıp su gibi akacak da, onu hiçbir kimse (tenezzül edip) kabul etmeyecektir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 464)

Yeryüzü barışla dolacak, kargaşa ve sıkıntılar kalkacaktır

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (Sahih-i Müslim, 1/136)
Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/334)
Harp (erbabı) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 496)
Düşmanlık, küsüşme ve kıskançlık ortadan kalkacaktır. (Ebu Hureyre r.a, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5. cilt, s. 379)
İslam'dan başka (hiçbir dini) kabul etmeyecek... Din muttehid olacak... Allah'tan başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ibadet edilmeyecek... Zekat kabul edecek kimse bulunmayacağından zekat ve sadakayı terk edecek... Zamanında hazineler ve defineler meydana çıkacak. Kıyamet yaklaştığını bildiği için, fazla mal kazanmaya rağbet etmeyecek... İnsanlar arasında sebepleri ortadan kalktığı için kin ve husumete yer vermeyecek...
Zehirli haşarat ve hayvanlardan zehri bertaraf edecek, çocuklar yılan ve akreplerle oynaşacak... Onların çocuklara bir zararı dokunmayacak. Kurt koyunla otlayacak da koyuna bir zararı dokunmayacak... Yeryüzü sulh ve selametle dolacak, mücadele ve dövüşmek, harb ve saldırılar ortadan kalkacak... yeryüzü nebatatını aynı Adem (as) zamanında olduğu gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir güruh insan doyacak. Atlar serbest bırakılacak, öküzlere lüzum görülmeyecek... Çünkü yeryüzü kendi kendine ekilecek... (Kıyamet Alametleri, s. 242-243)
İsa (as) ümmetim içinde, adil bir hakem, tam adaletli bir imam -hükümdar- olarak bulunur. (Hıristiyanların) haçını kırar, domuzu öldürür, cizye vergisini kaldırır, sadakayı terk eder de ne koyuna ne de deveye karşı itibar edilmez. Bütün düşmanlıklar, buğuzlaşmalar zail olur kalkar... Yeryüzü gümüş tabak gibi olur ve Hazreti Adem zamanındaki gibi (bol) bitkilerini bitirir... (Ölüm-Kıyamet-Ahiret, s. 496)
Sonra İsa, ümmetimin içinde adaletle hükmedecek; haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, zekatı bırakacak. Ne koyuna ve ne de deveye zekat memuru gönderilmeyecek. İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak. Akrep ve yılanların zehirleri olmayacak, hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu arslanı kaçırmaya zorlayacak da arslan ona ilişmeyecek. Kurt, koyunlar arasında sanki bir çoban köpeği imiş gibi bekleyip duracak. Kabın su ile dolduğu gibi yeryüzü din birliği ile dolacak. Allah'tan başka kimseye tapılmayacak. Harp, kavga namına hiçbir şey kalmayacak. Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacak. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem'in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doyacak. Bir grup insan tek narla doyacak. Bir öküzün fiyatı şu kadar olacak, birkaç dirhemle bir at satın alınacak." Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Neden at o kadar ucuz olacak?" "Harp olmayacağı için ona pek lüzum kalmayacak." "Neden öküz o kadar pahalı olacak? " "Yeryüzünün tamamı ekileceği için o, çok gerekli olacak. (Ibn Mace benzerini Ebu Ümame'den nakletti, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5. cilt, s. 370-371-372)
Sonra kırk sene ömür sürecek. Onun zamanında kimse ölmeyecek. Kişi, koyun ve hayvanlarına (haydi gidin, otlayın) diyecek; onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacaklar. Yılan ve akrepler kimseye eza etmeyecekler. Yırtıcı hayvanlar kapılarının önünde duracak da kimseye zararları dokunmayacak. (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 184) İsa zamanında Deccal helak olacak. Yeryüzüne güven gelecek. Öyle ki arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla birlikte yayılacak. Çocuklar yılanlarla oynayacak ve yılanlar çocuklara zarar vermeyecek. (Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi)

Hz. İsa yeni bir din getirmeyecektir

Kırk (40) yıl Allah'ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 92)
Hz. İsa Ümmeti Muhammed'e peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi tatbik etmek için gelecektir, demektedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 68)
Hz. İsa (as) inecek ve Resulullah Efendimiz (sav)'in şeriatına tabi olacaktır. (Mektubat-ı Rabbani, 2/1309)
Hazreti Muhammed (sav)'in şeriatı üzerine hüküm verecek, kendisi Peygamber olduğu halde Peygambere tabi olacak ve Muhammed (sav)'in ümmetinden olacak. Peygamberin ümmeti ve sahabisi olacak… Öyleyse o, sahabelerin en efdali olacak… (Kıyamet Alametleri, s. 243)
Onunla (İsa ile) benim aramda hiçbir peygamber yoktur. O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın! O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak. Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır. İnsanlarla İslam için savaşacaktır. Mesihu'd-Deccal'i öldürecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaklardır. (Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5.cilt, s.380)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder